3.02.2010

Simit Sevi

Nereden söze başlamalı çok tedirginim, parmaklarım adeta geri geri yazıyor. Çay üzere kelamlarımı bitirmedim daha, evet; ama simit üzerine bir şeyler söylemek zorundayım. Attığım ilk sosyolojik adım, sahaya indiğim ilk konu; "Simit" efendim, aman efendim. Halbuki cinsiyet ayrımı, politika, suç, kimlik gibi bir çok ciddi konu varken benim aklıma simit düştü yarenler.
Simit ciddi değil miydi, hıh!, elbette çok ciddiydi, 5 ay boyunca simit üzerine ödev hazırlamak mümkünmüş, bunu anladım, inanır mısınız -ki ben zorlanıyorum- sanki adeta galiba araştırdım, birçok yarenim gibi hayatımda ilk defa excel.. evet excel..{excel'le tam olarak ne yaptığımı bilemediğimden fiil bulamadım} ama daha ne yapayım, referans bile verdik Weber'inden Ritzer'inden. {referans demişken açayraç: aga bir şık oluyor, böyle lacileri çekiyor ödev dediğin altına 3-5 referans attırıverince, matah bir bok yazmış hissediyor talebe kendini}
Her neyse, işin aslı astarı, bu yola çıkışımın sebebi şuydu, fark etmemek namümkündür ki etrafta mantar gibi çoğalan küf gibi yayılan simit sarayları mevzu bahis. Bu benim çok kanıma dokundu, ben de dedim ki; madem ben çay sevdalısı bir insanım, çayımın yareni, çayımın sevisi simidi böyle zırtapoz mekanlara yar etmeyeceğim.
Simit dediğin sokağın ruhudur, simit sokakta oynayan çocuktur, sokaktan alınır, sonra gidilir çaycıya öyle yenir yahut yürüyerek yollar boyu elinizde dolaştırarak yersiniz simidi, tanıdık tanımadık biriyle konuşunca 32 dişe tam isabet 32 susam gülümsetir adem kişisini, yanına bir peynir alırsınız en karperinden bandıra bandıra yersiniz, bazısı ayranla sever simidi, o da saygı duyulasıdır. 5 çayına eve yetişirken simit alırsınız köşeden, köşebaşlarındadır onlar sokaktadır hep, bazı maaş günlerinin sıcak simitli kahvaltısı çıkar çocukluğunuzdan, bazı çulsuz zamanlarda da çıkar gelir eve dönerken aldığınız simidin kokusu, kuru kuruya da gitmez su alırsıınz belki yanına. Şimdi gözünüzü seveyim bütün bunlar simit sarayıyla olacak iş mi?
Yeni çıktı bu adetler; yok efendim simit salonu, simit evi, simit köşkü..kaşarlı simit, sucuklu simit, tamam güzel olabiliyor bazen tadı ve fakat simit gibi değiller anam babam, hem sokak simidinin yeri ayrı onu tartışmam ve bu simit sarayları hem sokaktaki simitçilerin hem de fırınların karşısında bir tehdit unsuru. Simit fabrikası açtılar be yarenler. Tuhaf olduk anasını satayım. Ben bu mekanların çoğalmasına karşıyım. Heeee.. Gitmedim mi hiç simit sarayına? Evvelce gittim elbet; ama gelin görün ki öldür allah gidemem artık, bir soğuuuuk, bir sevimsiiiiiiiz geliyor ki sormayın. Sanki sokak simitçisine ihanet etmiş olacağım gidersem, yani simit bende bir vicdan meselesi bir yanıyla artık.
Tayır tayır araştırmam dahilinde, bir simitçiyle {o simitçi Mustafa Çelik} görüşme dahi yapıverdim. Oturduk bir yandan çay içip simit yiyoruz Mustafa amcayla, amca simit satmaya devam ediyor bir yandan ben yanına çömdüm iskemleye, sorular soruyorum vesaire, derken geldi hatunun biri simit istedi, elinde de telefon " simit alıyorum fakirim artık hahahohoyt" dedi telefondakine, "de get" dedim ben içimden. Böyledir ama, güzeldir bir taraftan, geçen gün yine BirGünde açlık ve yoksulluk sınırının açıklandığı haberde simit ve çay fotoğrafı mevcuttu, ne güzel işte. Fekat buna karşın Mustafa amcayı tanıyan ve simidinin müptelası kişiler de gelmedi değil, tadı diyorlar başka şey demiyorlar, tadı güzel sokak simidinin arkadaş, içi dolu dolu, hele hele pekmezlisi.
Öte yanda ise dev dev yazılarla simit sarayları, bir nevinden hızlı yaşamın çarpıklığı..
Ye, tüket, lütfen tüket, tüketmezsen hatrım kalır, bugün ne tüketelim hayatım?, ben bugün yeterince tüketemedim, bugün tüketim için ne yaptın, buyur buradan tüket, tüketemediğinizi bize getirin biz tüketelim, daha çok yeyin, daha çok tüketin, tüketemediğin arkandan ağlar, tüket allah tüket, allah tüketeni sever...
Kısacası "tüketemiyorsan yaşama kardeşim!" diyen mekanların bir diğeri daha. Ne yeni bir şey ne de çok çok eski velakin simidi de alet ettiler ya bu kısır köse döngüye içim burkuluyor git gide.

Velhasıl-ı kelam,
Uzun zamandır simit bende çok hassas ve ciddi bir mevzu {çay gibi}, simidi ve simitçileri ben kadar ciddiye alan olmadı bir süre, buna eminim galiba yani. Simit üzerine araştırma yapmış olmaktan kelli pek bahtiyarım. Gel gör ki içim rahat değil. Rahatsız, huzursuzum. Şunu da belirteyim evvelce, ilerisi için sosyolojiye dair hökelekli işler vaadetmediğimin farkındayım üzerime gelmeyin, lakin kendimce mühim adımlar atmaya devam edeceğim.. {misal simitten sonra muhallebiye dadanırım kim bilir.}

Demem o ki simidi bir daha düşünün yarenler!
Simit deyip geçmeyin, şunu ısrarla rica ediyorum;
Simidi gidin sokaktan alın, saraydan değil. Çaycıya gidin sonra bandırın çaya simidi, elleşmeyin kalsın çay bardağında birkaç susam tanesi, damağınızı yara yara yiyin simidi, dilinizi yaka yaka çay için.


Müjde Müjde çaycılar listemin yanısıra yeni bir listeyle de karşınızdayım; güzel simit, pekmezli simit nerede bulunur?

Liste dediğim, salt iki mekan var şuan elimde:
Biri:
Taksim istiklal caddesi Mavi Jeans yanı, orada bahseylediğim Mustafa amca var, güzel simit satıyor, ahbap olursanız size çay ikram etmeye yanına oturtmaya, uzun süre sizinle konuşmaya bayılıyor. simit 75 para.
Öbürü:
Aksaray metrosunun girişinde sol tarafta duran simitçi, burada da 75 para. Mustafa amcam kusura bakmasın ama oranın simidi bir ayrı güzel, esaslıca pekmezli, sırf simit yiyeyim diye yusufpaşada iniyorum otobüsten o kadar yani, yani öyle böyle değil.

{Hamiş: Simit sen ne güzelsin! Ben seni yerim.}

1 yorum:

sinirkoyu dedi ki...

bu yazı üzerine artık simit saraylarına gitmeyceğim. yeminlen kız, beni de ikna ettin. oysa ki giderdim ve hiç de düşünmeden yani. bir dahaki yazın mc donalds üzerine olsa ona da gitmem. sonraki mesela kentucky fried chicken. zaten gittiğim yok tabi de yine de gitmem. insanın bir duruşunun olması çok güzel bişey kız. tebrik ederim, yazı çok güzel olmuş. ayrıca canımı da çektirdin.