30.06.2009

Sala'ta'hta

Balkondaydım, esiyor bu haziran sonu, koyu bir bulut vardı tepede. Keşke yağsaydı, ama yağmıyor, gidiyor bulut. Gece güzel bir lacivert oldu ve erken geldi ya bugün, çok hoş göründü gözüme. Gece de değil sırf, göğün rengi henüz kurumamış boya misali aktı sanki yeryüzüne, koyu maviler ve tonları oldu bir anda her nesne.
Tahta iskemlemi doğrulttum, çektim bir iskemle de karşıma, uzattım bacaklarımı offf nasıl sızım sızım, çok yol yürümüşüm yine. Bir şeyler okur yahut yazarım kafayı toparlayabilirsem, aksi takdirde kafayı dağıtmak için iki duble koyarım. Önümde bir kaç saman kağıt var ama tahta kalemimi bulamıyorum, onca kalemin arasında en sevdiğimi bulamıyorum, yazmayacağım o halde. Sırtım ve boynum ağrıyor kalktığımdan beri, tüm gün de ağrımaya devam etti, geçmedi illet. Kambur duruyorum ben sürekli, ağrının sebebi budur belki, bundan vazgeçmeliyim. Ne yaptım ben dün gece, yine mi çok dans ettik arkadaş, bu kollarım niye ağrıyor benim sence? Yoruldum. Bir süre bırakma elimi, bak. Bak senin elinden benimkilere bir şeyler geçiyor, iki elden fazlası değiyor birbirine. Bir şey, bir değirmi diyor Cemal abi. Öteki C.'nin dediğine de gelelim öyleyse; hava boşlukları olmamalı arada diyor; bastır o zaman ayanı ayama, yüzünü yüzüme koy. Elektrikler kesildi, mühür vurmuşlar sayaca. Haydaaa. Kandil yakarım o halde. Aydınlanmak için para mı vereceğiz? Mektepler ne için ya? Her şey için para veriyoruz.
Şimdi hatırladım, cümbür cemaat kayığı kıyıya çekmeye uğraştık tüm gece. Tahta kayığı. Bir kayığı ötekine yaklaştırıp hem-demlik edecek dostlar bulsaymışız keşke. Sona ulaşmak için hep kürekler, oysa ki son başlangıcın içinde. Tamam sen ben ve aymazlığım olsun bu sadece. İyi, peki, parmaklarımı gözlerine koyacağım. Ağzımı elmacıklarına. Biliyorum ben, sen sanma ki bu burnum benim küçük diye koku almaz. Aklımda bir kaç şişe şarap var, ve şarap kokusu, dönüp duruyor yoğun kırmızısı kayığın içinde. Bak bu sefer söz diyorsun. İyi de biliyorsun sen ben yokum bu işte. Çoktan yok olduk. Seninle de n'olmuyor. Sigara yakıyorum, canımı yakıyor. Parmaklarım çarpık çurpuk ağaç dalları gibi, sonra kupkuru. Yine de hissiz değil, dokunduğum her şeyin tadı uçlarında. Biyolojik olarak da bir parmak uçları bir de dudaklar en yoğun hisli yerlermiş vücutta, bir arkadaşım aydınlatagelmişti beni bu hususta. Hafif kesmiştim parmağımın birini bıçakla. Salatanın hıyarını keserken elim kaymıştı.
Heh evet salata yapıyorum bazı akşamlar, ezgiden bir şarkı söylüyorum marulları keserken. Hatun dediğinin yemek yaparken şarkı söyleyeni, mırıldananı makbulmüş, yemeği dert etmeden keyifle yapıyor demekmiş. Ayrıca her kadının tadı bulaşırmış kendi yaptığı yemeğe. Bizim sülalede laf çok inanır mısın, hoşhane laflar bunlar ama, hatunluğa dair, adamlığa dair, seviye dair. Mutlu olurum o an, sanarım yani, tebessüm en nihayetinde. Çok duyduğum laflar bunlar benim. Sonra domatesleri ince ince kesmeye devam ettim. Gören şaşırır bu kaba ellerden mi çıktı diye bu minicik doğranmış domatesler, o vakit Ali Haydar'ın tombul ve kıllı parmaklarını hatırlar, hatırlatırım.
Elimdeki telefona baktım uzun uzun. Yakınlıklar da ağrıyı şiddetlendirebilirmiş öğrendik, ihtimallermiş insanın tüm heyecanı. Tam söyleyecektim, diyecektim ki, sözcükleri ben sevmedim, ben sevmedim ki hiç böyle dert dökmeler, anlamadın ki hem, anlatamadım ki, vaktim yok, gidiyorum. Hayır, ben tahta bir şeyler arıyorum. Tahta kayık, tahta iskemle, tahta kalem ve saire. Ah evet, tahtaköşküm var benim o bana yeter. Cumbasına asılı bir suret halinde gelen geçeni seyreylemek de pek güzel. Alıştım hem. Kışlıkları kaldırdım. Yazlık bir iki parça eşya, keten pantol, bez ayakkabı, ince göynek. Eh yeter. Geçer böyle yaz günleri. Dur bi bakayım penceremden, o kambur adam geçecek mi yine. Seyredeyim sokağı elimde iki porselen kase, birinde çekirdek birinde kabuğu.
İskemleden çekiyorum bacaklarımı, üşüdüm, böyle kısa pantolla balkonda, geceler serin olabiliyor bazı bazı. İçeri geçeyim. Bulsam iyi olacak şu tahta kalemimi, zira birikti. Alıp dışarıda yazacağım bu sefer hanidir yapmıyorum. Eve dönünce biber dolması yaparım yanına domatesli pilav. Dargın da değiliz ya kimseyle, hadi neyse. Yanına salata da yaparım yine. Yahut değişiklik olsun bu sefer cacık mı yapayım.

9.06.2009

Şevki, çay koydum kalk gel

Huysuzlanıyorum iyiden iyiye Şevki. Tadı tuzu kalmadı bu sıkıntının.
Sigara tablamızı açmaya uğraşırken kırılan tırnaklar çok canımızı yakıyor ve sinirlerimizi geriyor, haksız mıyım.
Sabahları gözümüzdeki çapakları ayıklamak zorunluluğu var, çekemiyoruz birbirimizi.
Sıradan günlerin birbirini kovalıyor oluşuna alışmaya çalışsak da o kadar kolay olmadığını kol saatlerimiz, duvar saatlerimiz, köstekli saatlerimiz, guguklu saatlerimiz, sirkeci tren istasyonundaki zenith gözümüze gözümüze sokuyor.
Acıyı sürekli çayla bastırıyoruz.
Sıcak ve hüzün biraz uyumsuz her halukarda.
Yazla hüzün örtüşemiyor kafamda.
Mümkün olduğunda sabah ezanını dinlemek gayretindeyim, öğleden önce uyanmamak istiyorum, güneşin dönmesini bekleyip sokaklara vuruyorum, atıyorum tahmin edebileceğin üzere kendimi, kaybolmak hevesi. Bu cızırdayan radyoları niye kapatmazlar anlamıyorum, sen anlıyor musun Şevki? Sahibini yiyen kediler gibiyiz, aç kalırsak sevişmek için sahibimize ihanet edebilir miyiz. Bunlar senin anlayabileceğin benim de anlatabileceğim şeyler olmaktan çıktı. Şakir'le konuşacağım. Hayatımda bir adet ölü Şakir var, tanınmamış, bir kaza. Nereden geldin Şakir arkadaşım aklıma?
Bunca insanlık kelamına sığar mı söylediklerim, yaptıklarım, ettiklerim. Yapabileceğimiz sözleri verelim, kelamlarımız tumturaklı oturaklı olsun istiyoruz. Öyleyiz de ne garip. Kanıksıyoruz ya hani, kanıksanıyoruz da işin öte yanı. Öte yanı biraz da güzel yanı. Sonsuza kadar aynı günleri yaşayıp azalan bir önemle toprak olmak, sonra hiçbir zaman göze çarpmayan dikkat çekmeyen bir orman ağacı olmak. Aynı fotoğraflara bakmak canımı sıkıyor artık, tek başına bir ağaç, bunun şiiri yazıldı, bunun edebiyatı yapıldı. Mühim olan ormandaki o önemsiz ağaç olmak, sadece orman olabilmek için varlığını sürdüren, tek başına o kadar da güzel ve özel olmayan, olmak da istemeyen. Aslında tam tersi biliyorsun Şevki, seninle sürekli konuştuğum için kelimelerimi benden daha akıllıca israf etmeden kullanabiliyorsun, ekonomi yapıyoruz, ne hoşhane.

4.06.2009

Çay üzere kelam

Çay içmek sanattır, keyiftir, sevimlidir. Yeri geldiğinde yalnız başınıza yeri geldi mi yarenlerle içilmesinde ayrı ayrı tatlar bulunur. Çay üzere iki kelam etmesi bile hoştur kanımca. Söyleyeceklerim, çay üzere hislenimlerim için ayrı bir blog açmam bile icap edebilir, zira ben nasıl bir ağaç susuz yaşayamazsa çaysız edemem. Ek olarak çay konusunda çok ciddi olduğumu belirteyim, hassas bir mevzudur bende çay.

Çay içmeyi de rakı içmek gibi erbabı olunabilecek bir hadise olarak görüyorum. Usulü, kaidesi vardır. Misal; Şekersiz çay içmek ne zamandır moda oldu bilmiyorum ama, şekersiz çay içilmemelidir kanımca. Çay kaşığı mevhumunu göz ardı eden bir harekettir bu. İnce belliye hakarettir bu. Ayrıca çay kaşığının ince belliye vurdukça çıkardığı sesten hatıraları canlanmaz mı insanın? İnsan o sesle huzurlu, hafif esintili bir akşam üzerini hatırlamaz mı, insan o sesle yaşamaz mı be kardeşim. Benim en sevdiğim sestir o. Bu sebeplerden Çay'a şeker atılacak arkadaş! Şıngır diyecek bizim aşifte ince bellimiz, şıngır da şıngır allaaah..

Sonra çay tabağınız ya kırmızı-beyaz ya lacivert-beyaz porselenden olacak, olmadı desenli bir porselen olabilir, o da olmadı metal olacak. Cam olmaz, neden olmaz bilmiyorum.
Şu kaidelerin hepsini bir ben söylüyorum, bir yerde yazmıyor, benimle bir demliği karşılıklı içecekseniz dikkat ediniz, kelamım bu sebeptendir. Yoksa isterseniz kupalarla için bana ne! Benim karşımda sakın haaa! Laf sokarım kalbinizi kırarım birşey değil.

Rakı için bile ne derler hani, "rakı, rakı kadehinde, kadeh yoksa ince belli çay bardağında içilir." O da yoksa eski rakıların uzun kapakları vardı hani, ondadır sıra; ama rakı bile kendi kadehine has şanını, yokluğu halinde çay bardağına bırakmıştır. Çay bardağına saygı duyulmalıdır!

Çayın mevsimi de yoktur öte yandan, yaz demez kış demez içebilirsiniz çayı, harareti alır, idrar söktürür, kansızlık yapar, kabız da yapar, yanında simit yerseniz birşeycik yapmaz ama :) Sürekli işitiyorum "bu sıcakta çay mı içilir" cinsinden azarlamaları, işte vah kara cahiller, anlamazlar alışmış kudurmuştan beter. Sıcakta da içilir meret, ama soğukta ince belliyi kavrayan parmaklar ısındıkça insanın yüreği kamaşır zevkten o ayrı. Sıcak soğuk demişken, soğuk çay mevzuuna değinmek istiyorum, pek yakışık almıyor yani bunca yıllık bir çay geçmişinden sonra soğuk çay nedir yahu, sallama çay bir de aman yarebbi! O ne seciyesizliktir, ne idüğünü şaşırmış. Okulda demleme çay bitti mi bendeki hüznü tahmin edemezsiniz, zaten kantinciler alıştılar, beni gördüler mi koyu çayımı hazır ediyorlar, demleme çay kalmadığında da ben çay soran bakışlarla yaklaşırken "maalesef" diyen bakışlarıyla karşılaşıyorum. {açayraç: festivalde 11 e kadar demleme çay bulundurmalarına, hatta ve hatta "seni çaysız bırakır mıyız" demelerine de çok sevgi ve saygı duyuyorum..}

Giderek fark ediyorum da çayın özü 'tein' bende kafa yapıyor, ciddi söylüyorum, çay içip sarhoş gibi mayışık, şapşal oluyorum. Ama ne dedik; çeşin ölümü çaydan olsun anasını satayım, koy bir demlik!

Velhasıl, gastritim azıyor, midem ülsere doğru bir rahatsızlanmaya gidiyor olsa da, midemi deliyor olsam da, sabah aç karnıma zift misali koyu çay içeceğim, beş çayımı demleyeceğim, yemekten sonra çayımla keyif pezevengi olacağım, çıktım mı sokağa illa ki çaycıya uğrayacağım. Çünkü artık çay içmeden güne başlayamıyorum, çaysız bir hayatı düşleyemiyor, sevemiyorum..

Çaycı demişken, naçizane tavsiyeler;

Cafe Doğa {çay 1lira, ara sokak, gelen geçeni seyreylemek hoş, teatron var yanıbaşında, muhabbet şahane, Sabri ve Halis Abilere selamlar, orada yatılıp kalkılası, her gün gidilesi},

Galata Kuledibindeki Çaycı {çay 1,5 lira, muhabbet yok, biraz soğuk bir adam var orada, ama mekan muazzam, her gün gidilesi},

Sultanahmet Baran Çay Evi {çay 1 lira, muhabbet yok, nargile mümkün, semti bile yeter gitmek için, iki dolanırsınız etrafta fena mı, eminönü taraflarında işiniz varsa yahut ramazanda yahut hıdırellez öncesi gidilesi}

Kadıköy Esnaf Kahvesi {çay 75kuruş, çok oturunca ikram olarak kahve geliyor nasıl hizmet anlamadım, çok keyifli, muhabbet ederseniz ediyorlar ben genellikle bulmaca çözüyorum orada, tuvaleti bayanlar için namüsait, karşıya geçtiğinizde yahut aylık akbilinizi hunharca geziye tozuya harcadığınız günlerde gidilesi, karşıdaysanız hergün gidin},

Rengarenk Bahçe {çay 1 lira, sevimli bir mekan, tren istasyonuna yakınlığı hemen eminönüne kaçasınızı getirmesi kuvvetle muhtemel(eminönüne de ne kaçılır he sanki taksime kaçıyorum, yaşlandım anacım yaşlandım) her hafta gidilesi}

Sarayburnu {demlikle geliyor kardeşim dahası mı var, aile ortamı, harika "aile çay bahçesi" tamlaması, ruha dokunuyor manzarası, rüzgarsız günleri tercih ediniz, sevimliyken gidilesi},

Taksim Leylek Cafe {çay 1,5 lirasınai bir mekan, ola ki chanson eşliğinde kitap okumak arzunuz depreştiyse yahut adam gibi ders çalışasınız varsa şöyle masalı kapalı ortamda, yahut kışsa elbette tercih sebebi, kışın gidilesi},

Durak Büfe {çay 1 lira, masalar küçük ve kuytuda, kuytuda olmayan sedirleri de mevcut, ders çalışılabiliyor, okula yakınlığından kahvaltı mekanı tercihlerinden, yahut acilen binmeyeceğiniz bir otobüsü bekleme yeri, hemen durak arkası, ara ara gidilesi}

Çengelköy Çınaraltı {birincisi çengelköy, ikincisi çınar.. Yani yeter bence.. Çay 1 lira cafe'de, ama çay bahçesinde 1.5 lira, dostlarla haftada bir gidilesi}..

Kadıköy Sığınak Cafe {Leylek gibi kapalı bir mekan, tahta masalar hoş, çayın 2 lira olması nahoş, benim borcum var oraya ama helal etti oradaki arkadaş çayını bana, helal olsun işte insanlık budur dedim, mahçup oldum ama elbet, pahalı burası ama paranın ne önemi var mühim olan insanlık dediğiniz günlerde ve karşıya geçtiğinizde gidilesi, yani çok gidilesi değil yahu aslında, ben çok mahcubum oraya, gitmeyin utanıyorum ya da beni bırakın siz gidin}

Bütün bunların yanı sıra elbet vapur çayı, gezici bir çay olmasıyla kimliğime hayli uygundur, heyhat vapurlarla çok işim olmuyor; ama aylık akbil bu, insana neler yaptırmaz allasen, delisin. Vapur çayı çoğu zaman tat olarak size en güzeli vermese de, vapurda olduğunuz ve "ulan vapurda çay içiyorum dur bir de martıya simit atayım tam olsun" ritüeline bel bağlamadığınız sürece pek dingindir, uzun vapur yolculuklarında hatta arabalı vapur! evet evet arabalı vapur yolculuğu esnasında, tercih edilesidir. Haftada bir yapılmalıdır sanki.

Hee bitki çaylarına dair de iki kelam: görece seciyeliler poşete göre. Amma velakin böyle rezeneydi, yeşil çaydı, kusura bakmasınlar da sanki çay değiller gibi. Ruh yok anam ruh yok.

Çaycılar listemi genişletmek için sokak sokak geziyorum tasalanmayınız.