13.07.2009

otur kalk

Mahsun Süpertitiz: Ben aslında sizden.. 
XX: Ne? 
Mahsun Süpertitiz: ..bir şey istesem? 

Oturun. Şöyle yanıbaşıma. Heh şimdi dinleyin. 
Yok. Yan yana olmadı, kalk kalk. 
Geçin karşıma. 
Heh şimdi dinleyin, bakın. İyi miyim? Bilmiyorum. Kafamın arkası kaşınıyor benim. Size de olur mu arada? 
Yok böyle değil. Başka şeylerden söz edeceğim. Bir şeyin etrafında korka korka dönüyoruz, kıyısından köşesinden geziyoruz semtleri, değil mi, katılır mısınız bana. Yok hayır ben mutluyum. Yani mutlu olup olmamayı tartmıyorum çok fazla kafamda. Oooff çok büyüyor bütün işler. Bana fal baktılar, uyuşturucu sattılar. Almadım uyuşturucuyu, ama daha kötüsünü yaptım, falcı ne dediyse inandım sanırım. Tüh. 
İnsanlar doğru söylesin isterdim. Siz sözlerinizi tartmıyorsunuz. Davranışlarınızı da. Tartıyor musunuz? Tartmıyorsunuz. Gözünüzün önüne kendinizi koyun biraz da, yaptıklarınızı, söylediklerinizi, söylemediklerinizi, yaptıklarınızı. 
N'aptınız? Sol şakağımda bir damar görünür hale gelmiş. Saçım kapıyormuş bugüne kadar hayret bir şey yahu. Arada şaşırmak iyi geliyor. Hiçbir şeyi gözünde ve içinde büyütmeyip de, sanki bekliyormuşçasına tüm olan biteni, sakin ve dingin karşıladıkça zamanı, lüzumsuz bir pervasız gibi hissediyor insan kendini. Ben de şimdi böyle böyle işte nasıl yani eh arada bir de değil de sanki belki biraz bunca zaman nereden baksan yani doğrusu ne bileyim tuhaf mı ne.. 
Yoruldum. Yağmur yağıyordu. Serin sepelek, esinti var balkonda. Bugün erken kararır herhalde bu kapalı hava. Çay yapıyorum, yağmura karşı içeceğim. Belki kitap okurum. Aaa ilaç, ilacım, ilacımı unuttum. Ben konuştum hep. Hay allah. Siz de bir şeyler söyleseniz ya. 
Tamam boşver boşver kalk, kalk şuradan, kalksana yahu, iyi tamam sen otur ben gidiyorum. 

4.07.2009

Gayrı her kelam değil mi laf-ı güzaf?

Bir diğer iğretinin yazılarının kenarındaydı bu şiir, çok konuşmuşuz, çok dertleşmişiz, bize cuk demişiz şu, işte şu hal bizi tam manasıyla tasvirliyor, açıklıyor, çiziyor kara kalemiyle, fırçasıyla, büyütüyor bizi buruk sıfatının dinginliğiyle ve hüznüyle.
Bu şiir mi, bu ne bilemiyoruz artık, bir şekilde daracıktır kalplerimiz kendimize bile. Birdenbire içine düştüğümüz ahval giderek periferik bir alıklık oluşturdu çehremizde. Cümleler kuracağız daha çok, daha tumturaklı ve başında kukuletalı. Rengarenk oyunlar, sonsuza giden 8 tane uçurtma yapacağız. Hata yapmaktan it gibi korkuyoruz kendimizi kandırmışlığımız bu belki de. Bundan sebep kendimizi her bir adımdan geri bastırıyoruz, acıyı bastırıyoruz başka şey değil, elimizi kolumuzu kilitlemek bu, başka şey değil. Elimizi açıp baş hizasında "nereye kadar" jestini yapıyoruz. Sıkılıyoruz mütemadiyen. Kandillerimizi yakıyoruz. Bize hiçbir zaman iyi gelmeyeceğini bildiğimiz kitapları okuyor, ezgileri dinliyoruz. Bizi hiçbir zaman yaşar halde dipdiri kılmayacak bir hayata acı çekerek devam ediyoruz, seçiyoruz bunu da tuhaftır. Hüzünlüyüz ve mutluluğu böyle tanımlıyoruz. Ne saçma laf ettim, biz mutluluğu da tanımlayamıyoruz esasen, tanımlamakla uğraşmış mıydık hiç, böyle bir derdimiz olmadı sanıyorum. Gülmelerimizin ortasında durup düşünmedik mi çokça. Bu dengeyi arayışımıza ispattı kendi içimizde.
Buralarda bir çay bahçesinde çayını içerken, yolun ortasında susarken, durup durup bir şarkıya ıslığınla eşlik ederken yoldan gelip geçen veya duran tüm insanlar sana bakıyor, gözleri, ağızları, çay kaşıkları, höpürdemeleri hep vuruyorlar kafana. Hay canına yandığımızın kalabalığı, nasıl da çoklar. Şikayetimiz yok hiçbir şeyden , eh birşeylere baş kaldır be arkadaş, yok nasıl muhallebi çocuğuyuz biz aslında bir tarafımızla, bir tarafımızda gizli ne var başkaları anlamıyor, başkaları kadar biz de anlamıyoruz.
Oralarda "aile çay bahçesi" yoktur, çardak yoktur, "jardin de .." ve saire vardır, pek sevimsiz, anane böreği de yoktur, cumbalı evler yoktur, sevdiğin insanlarınla çitleyeceğin çekirdek bile yok be yaren, sevdiğin ezgiler taşmaz dükkanlardan, kimse kimseye ikram çay vermez. Sabaha kadar oturup çan sesi duyuyoruz. Ezan sesini seven dinsizleriz. Alışkanlıklar tüm duygulanıma sebepmiş.
Biz neye gönül düşürdüktü narenciğim, unutma onları, çok özleyeceksin, çok özleyeceğim sohbetini. Her yerde, sürekli, "nereye kadar". Devam et, bu böyle, aldırma desek de aldıracağız ya her bir şeye, heyhat "cancağzım" heyhat.. Öperseversayarsarar..

Gidiyorsun kuzum, kısa sürecek de olsa, biliyorsun gittiğin mevsimlerde göğe baksam seni kolayca bulurum.

Hem-dem'iz, hemfikiriz seninle şu şey üzere, bu şiir mi, bu ne, hiç bilemiyoruz;

Tragedyalar - 3 {Koro}

Birden bire yapayalnızsanız her yerde
Ve bundan korkuyorsanız
En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız
Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
Biriyle bir şeyler konuşsanız
Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse
Sözgelimi bir resmi dairede
Fazlaca oyalansanız
Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın
Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
Tuhaftır
Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.

Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene çaldınız
Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar
Biraz da güldünüz aklınızdan geçen bir şeye
Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze
Ama az ötede düğmeleriyle oynayan
Ve yiyen tırnaklarını bir adam
Duraksız sizi izliyordur belki de.

Ya da bir dernekte üyesiniz, azıcık mutlusunuz
Ya da küçük bir memur bir banka servisinde
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz
Durmadan suçlusunuz ve artık kendinizi
Gücünüz yok ödemeye.

Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
Yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı : durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.

Edip Cansever