Baştan anlaşma yapalım; demek istediklerim bunlar değil. Hiçbir zaman demek istediklerini diyememişlerdenim, dediklerini de demek istememiş belki. Aynı gibi. Hem demek de yersiz şimdi, hem istediklerimi hem de bunları… Yani aslında benim demem o ki…
Kim kimi keseliyor belli değil lan bu memlekette. Kir çıkıyor solucan solucan, kir akıyor kahve-gri. Bu şehirde kimse çello çalmıyor, bunu kimlere ifşa etmek gerekir, kim bilsin isterdim kimbilir. Mazgallardan ağız kokusu çıkıyor, bakın bu doğru. Bunu söylemeli. Böyle şeyleri çok bilenler çok delirebilir.
Ama kimse kalaylamıyor kendini. Öyleyse kim uyduruyor şimdi bu parlak, bu konuşkan efsaneyi. Her seferinde değişen gerçekler otobüs demirlerinin sıcaklığı kadar tiksindirici belki. Ama böyle kaynaşmalı bir toplum, cemaat yanımızı fren esnalarında zuhur ettirmeliyiz, istemli istemsiz. Milyonlarca damardan bir balık sırtı örgüsüyle kangren olmalı beyinlerimiz. Zihnimi açtıkça iyice sorular… Kim soruyor bu soruları? Ben değil, o değil, biz hiç böyle bakakalmamıştık boşluğa, öyle mi gerçekten yalan söylemek gerekirse. Doğrusu inandıramayız artık kendimizi kimseye. Derilerde onlarca parmak izi dolanıyor, bizlercesinin sizlercesinin, her biri bir başka cücesi gülliver'in ülkesinin. Sersefil bir taburedeyiz, ağlamaklı, kırıldı kırılacak, gıcır gıcırdak. Yaylım ateşine tutuyorlar kimliğimi. Kimdi sahiden beni dolandıran. Kimliği, şunluğu ve bunluğu dolduramadan sıyırıyorum kabuğunu meyvelerin. Kalbe bir bayrağı zorla sokuyorlar kimler, kırış kırış bu kimler! Bu hepsi bu yüzden bu kirler bu kinler. Kafamız eğik göğe bakmaya çalışacağız. Önce ağlamalı asfaltın üzerine doğru, sıvazlayarak tüm insanlık yoksunluğunu. Dümdüz gitmemeli bir yol, kazalar olmalı, kazara öpmeliyim ben bir adamı ya da belki bir kadını… Bir insanın şunluğu bunluğuyla bunca alakadar olmamalı. İçim almıyor bu bütün bu çürük bu kokuyu. Şimdi gel de sil herkesin herkese duyduğu korkuyu.
Peyderpey çoğalıyor sancımız. Kimse çello çalmıyor, saz da çalmıyorlar artık. Nereden geliyor bu sivil ağıt. Sokağın başında beni bekleyin, orada sivil bir yaprak, kıpır kıpırdak ama hangi zincire marketler niyetiyle koridor koridor; mağazalar, binalar binalar beton beton boy boy. Kayboluyoruz, mekanlar kayboluyor. Kemiklerimizi etiketliyor bu kimler. Vicdanı bir hoş sömürüyor ki uzaktan yakından davulun sesi. Bu şehirdeki tüm renkler, kendi gerdan kırmalarının sonucu, bizatihi, fıtıkla beraber sislendi. E peki kim çengi? E peki kim çengi?
Yine kimliği, şunluğu, bunluğu, neliği, hangiliği sorunca kimse konuşmuyor.
Biz çello çalmıyor Biz saz da çalmıyor. Bu şehirde kimse, artık o kimlerse, hep
beton beton içinde duruyor, beton beton. Hep televizyon izliyor.