30.07.2010

bir diğer düsturdur;

"Çünkü bizim için her özel mesele aynı zamanda insanlığın esas meselesidir... ve karşılıklı olarak insanlığın her meselesi benim de özel meselemdir... savaş özel meselemdir, televizyon felaketini içimde yaşarım... birine aşık olduğumda bütün aşıklar bununla ilgilidirler..." * diyordu Ulus Baker. 
Temmuz bitmeden, anısına saygıyla.. 

*yazının tamamı için: Neden Godard'la Uğraşıyoruz 2

2.07.2010

unutma madımak'tık

Hanidir yanlış anlatıyorum kafamdakileri. Düzeltmiyorum sonrasında da. Kelam ağızdan çıktı bir kere demek değil. Kelamın istikrarsız ve tutarsız ve mecazlarla, eğretilemelerle yüklü olduğunu gördük, tamam. Ne söylesem aynı şeyi sözlüyorum. Duyduklarım da aynı, önceden duyuyorum. Söylemeyin bir şeyler bana, ben ne derseniz işime geldiği gibi anlıyorum ve biliyorum ki benim için öte türlüsü namümkün. Sizin içiniz de. Kabarmış. Bizim içimiz de kabardı. İçimizde karardık. Kafi. Yetişir. Karar. Demin oranı, rakının oranı, senin oranı, benin oranı. Uykuluyum azcık, basiretsiz bir uyuşukluk geldi çattı günün göğüne, saatlerce uyuyorum. Döne döne.. Döne yana. Ne yana döne döne. Alkolle yatıp kalkınca dilim ayakkabı keçesi gibi oluyor, susuyorum, susayınca su içmek istiyorum. Yanıyor kafam, kafam yanık. Biliyorum herkes ister suyu ama sanki ben bir farklı içiyorum. Ne içsek yarıyor, boğazımızı, ciğerimizi. Neysek oysak, çıkan kanıyor, dediğinize, bakılırsa, tarihte içimizde bir yanık bir yara var. Aramızdan biri birileri. Kim yara. Günleri uzatıyorum. Bugünse uyumadıkça yanıyor kafam, kafam gidiyor evvelce. Kanırtıyorum pazarlarını, hiç sevmem. Cumartesi hariç. Pazartesini de evet. Hariç yani dahi salısını severim pazartesinin. Aslında hiçbiri ve diğerleri. 
günlerden temmuz, aylardan sivas, saat 93'e takılı. unutmuyoruz, unutmayız da hani.

21.06.2010

Ustalara Saygı, Yürütmeye İptal

Memuriyet nedir, mesudiyeli mesut nasıl bir insandır, çıplak vatandaş neden donla sokağa atar kendini, yaşar usta niye bunca gururludur, namusluymuş namussuz dedikleri şener şen'i kim çileden çıkarır, münir özkul ve şener şen i birleştirince kafamda niye benim hayatımdaki ustam oluşur? Efendim memur ailesiyiz; 657. Annem bir yandan babam bir yandan devlete dava açmaya bayılıyorlar, itiraz hasıl oluyor çok sıkça. Son birkaç haftadır yine olageldi elimizde değil. Bir memur ailesi olarak o kadar mülksüzüz ki yok böyle bir hürriyet, ev, araba, arsa, bankada para, bir kenarda birikmiş mirikmiş hak getire. Elbet bir çatı altındayız, lojman o da ve başımız belada, tabancamızı unutmuşuz helada. DHMİ idaresi lojmandan 13 mühendisi çıkartmak için yazı gönderdi evlere. Bize de elbet. Yaşar Usta'mızın görev tahsisli oturma kararı yokmuşçasına bir tahliye yürütmesidir aldı yürüyor. Yürütmeyi durdurma kararı aldık, derken yürütmeyi durdurmanın iptali geldi haydi babam tekrar gömüldük sayfalara. Gecenin körlerine kadar sayfalara gömülüp uyumayan bir Yaşar Usta, tedirgin bir Semra Hatun, ve yazılan savunmaları okuyup yardımda bulunan iki üniversiteli mevcuttu şişman malikanesinde. Mevzu sarı sendikanın başının altından çıkıyor, karşı komşumuz başı çekiyor sendikada, bu yürütmenin avukatı da üst komşumuz, yani çevrildik dört köşe. Sorun çıkmak değil, sorun haksız yere çıkmakta. Herkesin keyfi keka, ama yok efendi, yok yağma. Haftalardır zaman akışını takipteyiz, idarenin avukatının, ustanın karşı dava açmasını kötü niyet addetmesine yapıştırdığımız cevabın tadı bu akışın ballı kaymağı oldu, tadı hala damağımızda. Gerçi savunmanın mahkeme tarafından kuvvetle muhtemel okunmayacağı gerçeği de lök gibi tepemizde. Epeyce ter dökülmüş bu savunmanın hararetli yerlerinde dozu kaçmış hararet bir hakimdost tarafından törpülendi, "yalancı"lar oldu "hatalı" veyahut "yanlış ifade"; "sahtekar"lar "mahkemeyi yanıltma"ya çevrildi, vay anasını sözcüklerin gücü adına. İmdi bekliyoruz bakalım, el mi yaman bey mi, hatta usta mı yaman idare mi? Gözüm ilişiyor aynanın ucuna iliştirilmiş çıktıya -Yaşar Usta odamızda görebileceğimiz bir yere koyalım diye vermişti bu kağıdı- şöyle yazıyor; "Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ama itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı." Mütemadiyen itiraz etmekteyiz. Mu'teriz ve celalli nakşedilmişiz.

21.03.2010

yolların ustasıyım, gözlerinin de icabında

Salını da salını da sultan suyuna gidelim, koyalım dereye karpuzu, beyaz atletle mangal dumanı başında bekleyeyim. Plastik topla rüzgara karşı koyamayacağımızı bile bile yakantop ortayasıçan oynayak. Vay canına yandığımın mazisi.

Bundan otuzküsur sene evvel, saçını topuz yapmış güzel bir hanımkıza bir erkek iltifat etmek gayesiyle şöyle demiş: Topuzunun etrafında tankla döneyim anam.

13.03.2010

Çalar Saatin

İçine dert olur söyleyemezsin. Elbette sarılmak ne güzel şeydir. Şekillendikçe hep bekleyeceksin. Elbette konuşmak ne kadar boştur. Gideceğin uzun yolları hesaba katmazsın, gizlice ve delilerden anlayacaksın artık iyice. Elbette dokunmak ne kadar coşkuludur. Birçok dil bilsen de ifade edemeyeceksin. Elbette sevmek ne yücedir. Seslerle konuşamayınca tüm buruklukları yazılara dökersin. Aslında okunmak ne utanç vericidir. Yazdıklarına dönüp, bir bir okuyunca kendini, anlarsın ifşa olmanın arla ilintisi olmadığını. Elbette anılar ne çok eksiktir. Sende ne varsa her yerdedir, yazılmamış sonsuz cümleler belki esası, bilemezsin. Elbette bilememek kamburluktur. Döner durur kafanda kendi sözlerin, sözleri, sözler.. Elbette kamburluk bir nevi sessizliktir.

3.02.2010

Simit Sevi

Nereden söze başlamalı çok tedirginim, parmaklarım adeta geri geri yazıyor. Çay üzere kelamlarımı bitirmedim daha, evet; ama simit üzerine bir şeyler söylemek zorundayım. Attığım ilk sosyolojik adım, sahaya indiğim ilk konu; "Simit" efendim, aman efendim. Halbuki cinsiyet ayrımı, politika, suç, kimlik gibi bir çok ciddi konu varken benim aklıma simit düştü yarenler.
Simit ciddi değil miydi, hıh!, elbette çok ciddiydi, 5 ay boyunca simit üzerine ödev hazırlamak mümkünmüş, bunu anladım, inanır mısınız -ki ben zorlanıyorum- sanki adeta galiba araştırdım, birçok yarenim gibi hayatımda ilk defa excel.. evet excel..{excel'le tam olarak ne yaptığımı bilemediğimden fiil bulamadım} ama daha ne yapayım, referans bile verdik Weber'inden Ritzer'inden. {referans demişken açayraç: aga bir şık oluyor, böyle lacileri çekiyor ödev dediğin altına 3-5 referans attırıverince, matah bir bok yazmış hissediyor talebe kendini}
Her neyse, işin aslı astarı, bu yola çıkışımın sebebi şuydu, fark etmemek namümkündür ki etrafta mantar gibi çoğalan küf gibi yayılan simit sarayları mevzu bahis. Bu benim çok kanıma dokundu, ben de dedim ki; madem ben çay sevdalısı bir insanım, çayımın yareni, çayımın sevisi simidi böyle zırtapoz mekanlara yar etmeyeceğim.
Simit dediğin sokağın ruhudur, simit sokakta oynayan çocuktur, sokaktan alınır, sonra gidilir çaycıya öyle yenir yahut yürüyerek yollar boyu elinizde dolaştırarak yersiniz simidi, tanıdık tanımadık biriyle konuşunca 32 dişe tam isabet 32 susam gülümsetir adem kişisini, yanına bir peynir alırsınız en karperinden bandıra bandıra yersiniz, bazısı ayranla sever simidi, o da saygı duyulasıdır. 5 çayına eve yetişirken simit alırsınız köşeden, köşebaşlarındadır onlar sokaktadır hep, bazı maaş günlerinin sıcak simitli kahvaltısı çıkar çocukluğunuzdan, bazı çulsuz zamanlarda da çıkar gelir eve dönerken aldığınız simidin kokusu, kuru kuruya da gitmez su alırsıınz belki yanına. Şimdi gözünüzü seveyim bütün bunlar simit sarayıyla olacak iş mi?
Yeni çıktı bu adetler; yok efendim simit salonu, simit evi, simit köşkü..kaşarlı simit, sucuklu simit, tamam güzel olabiliyor bazen tadı ve fakat simit gibi değiller anam babam, hem sokak simidinin yeri ayrı onu tartışmam ve bu simit sarayları hem sokaktaki simitçilerin hem de fırınların karşısında bir tehdit unsuru. Simit fabrikası açtılar be yarenler. Tuhaf olduk anasını satayım. Ben bu mekanların çoğalmasına karşıyım. Heeee.. Gitmedim mi hiç simit sarayına? Evvelce gittim elbet; ama gelin görün ki öldür allah gidemem artık, bir soğuuuuk, bir sevimsiiiiiiiz geliyor ki sormayın. Sanki sokak simitçisine ihanet etmiş olacağım gidersem, yani simit bende bir vicdan meselesi bir yanıyla artık.
Tayır tayır araştırmam dahilinde, bir simitçiyle {o simitçi Mustafa Çelik} görüşme dahi yapıverdim. Oturduk bir yandan çay içip simit yiyoruz Mustafa amcayla, amca simit satmaya devam ediyor bir yandan ben yanına çömdüm iskemleye, sorular soruyorum vesaire, derken geldi hatunun biri simit istedi, elinde de telefon " simit alıyorum fakirim artık hahahohoyt" dedi telefondakine, "de get" dedim ben içimden. Böyledir ama, güzeldir bir taraftan, geçen gün yine BirGünde açlık ve yoksulluk sınırının açıklandığı haberde simit ve çay fotoğrafı mevcuttu, ne güzel işte. Fekat buna karşın Mustafa amcayı tanıyan ve simidinin müptelası kişiler de gelmedi değil, tadı diyorlar başka şey demiyorlar, tadı güzel sokak simidinin arkadaş, içi dolu dolu, hele hele pekmezlisi.
Öte yanda ise dev dev yazılarla simit sarayları, bir nevinden hızlı yaşamın çarpıklığı..
Ye, tüket, lütfen tüket, tüketmezsen hatrım kalır, bugün ne tüketelim hayatım?, ben bugün yeterince tüketemedim, bugün tüketim için ne yaptın, buyur buradan tüket, tüketemediğinizi bize getirin biz tüketelim, daha çok yeyin, daha çok tüketin, tüketemediğin arkandan ağlar, tüket allah tüket, allah tüketeni sever...
Kısacası "tüketemiyorsan yaşama kardeşim!" diyen mekanların bir diğeri daha. Ne yeni bir şey ne de çok çok eski velakin simidi de alet ettiler ya bu kısır köse döngüye içim burkuluyor git gide.

Velhasıl-ı kelam,
Uzun zamandır simit bende çok hassas ve ciddi bir mevzu {çay gibi}, simidi ve simitçileri ben kadar ciddiye alan olmadı bir süre, buna eminim galiba yani. Simit üzerine araştırma yapmış olmaktan kelli pek bahtiyarım. Gel gör ki içim rahat değil. Rahatsız, huzursuzum. Şunu da belirteyim evvelce, ilerisi için sosyolojiye dair hökelekli işler vaadetmediğimin farkındayım üzerime gelmeyin, lakin kendimce mühim adımlar atmaya devam edeceğim.. {misal simitten sonra muhallebiye dadanırım kim bilir.}

Demem o ki simidi bir daha düşünün yarenler!
Simit deyip geçmeyin, şunu ısrarla rica ediyorum;
Simidi gidin sokaktan alın, saraydan değil. Çaycıya gidin sonra bandırın çaya simidi, elleşmeyin kalsın çay bardağında birkaç susam tanesi, damağınızı yara yara yiyin simidi, dilinizi yaka yaka çay için.


Müjde Müjde çaycılar listemin yanısıra yeni bir listeyle de karşınızdayım; güzel simit, pekmezli simit nerede bulunur?

Liste dediğim, salt iki mekan var şuan elimde:
Biri:
Taksim istiklal caddesi Mavi Jeans yanı, orada bahseylediğim Mustafa amca var, güzel simit satıyor, ahbap olursanız size çay ikram etmeye yanına oturtmaya, uzun süre sizinle konuşmaya bayılıyor. simit 75 para.
Öbürü:
Aksaray metrosunun girişinde sol tarafta duran simitçi, burada da 75 para. Mustafa amcam kusura bakmasın ama oranın simidi bir ayrı güzel, esaslıca pekmezli, sırf simit yiyeyim diye yusufpaşada iniyorum otobüsten o kadar yani, yani öyle böyle değil.

{Hamiş: Simit sen ne güzelsin! Ben seni yerim.}

23.01.2010

Sen "algı"mı koru yarebbi!

Dost tv çalışanı S. Bulut'a selam olsun..
Kıçın tavana vursun Seyfo!
Muş Alparslan Üniversitesi'nde bir araştırma yapılageliyormuş, şaşakalmadım sinirlendim haberi okuyunca BirGün'de, buyrunuz. "5-6 Yaş Çocuklarda Allah’ın Yakınlığı Algısı" araştırmanın başlığı. Kabullerden yola çıkarak nesnel sonuçlara daha doğrusu varsayımlara ulaşabileceklerini mi sanıyorlar ben o kısmı anlamadım. Kafa bulandırıyor bunlar. Bir de velilere sorulacak sorular mevcut, içlerinden beni en çok cezbeden "Genel olarak Kur'an okuma alışkanlığınız var mı?" Var diyenlere "Ne sıklıkla Kur'an okuyorsunuz?"sorusunu şapadanak sormak kaçınılmaz. Sabah kahvaltıdan önce 2 ayet hazmı kolaylaştırır bağırsakları çalıştırır diyorum bunun üzerine. Araştırmanın başlığından yola çıkarak, hocamız Kuyaş'ın bazı absürdlükleri ortaya sermek için ifadeleri çeşitli dillerde dillendirme yöntemini deneyelim. Kuyaş, devrim tarihi dersinde devrimin süreç oluşunu bize şu örnekle açıklamıştı: "Misal şapka devrimi diye birşey olmaz çevirin fransızcaya "revolution de chapeau" bak oldu mu, heee öyle uydurmasınlar bok devrimi püsür devrimi." Aynen hocamızın sözcükleridir bunlar, takdire şayan. Şimdi bu araştırma konusunu çevirelim; "La perception de proximité du Dieu aux enfants de 5-6 ans." oldu mu ? Bence olmadı, perception de proximité de dieu ne bir kere len? Allah Algısı nedir be kardeşim? Gülmeyi belden aşağılara saldık. Algılamanın ne olduğunu şaşırmış bilimadamları(?) şirazeyi iyice kaydırdılar. Algı duyusal bilginin yorumudur, almaktan gelir, bilgiyi seçmek almak anlamak yorumlamak.. Allah'ı seçtiniz? aldınız? anladınız? yorumladınız? Nasıl oldu bu, orası meçhul. 5-6 yaşındaki çocukların bunu yapmasını istediniz hatta. Bre zındıklar, öncelikle hangi duyunuza hitap etti bu allah, onu deyin hele. 5 duyu organından hangisine? Kıçınızın duyumsamasıyla bilimsellikten dem vurmayınız. Hele bu iş için çocukların beynini denek addetmeyiniz. İşte günün serzenişi, bilim adamı diye etrafta popo kılları dolanıyor, yazık yahu. Üniversitenin ismine ayrıca dikkat çekiyoruz ve hep bir ağızdan uluyoruz. Bu da üniversite işte, böyle yerlerde okuyoruz biz. Kendimi durdurmuyor ve Muş Üniversitesi'nin kataloglarını tarıyorum, algı sözcüğünü yazdığımızda karşımıza çıkan 5 adet materyalden ikisi beni şaşırtmıyor;
3- Din Ve Beyin; Beynimiz Nasıl Çalışır, Dini Nasıl Algılar?/Gazi Özdemir/Rafta
4- Kur'An'In Temel Hedefi Ve Kur'An Algısı/Şehmus Demir/Rafta
Allahın mesafesinin algısının yanında bunlar daha makul görünmekteler, yine de elimde değil,
sinirden gülüyorum; muhtemelen biri algıyı Muş Üniversitesi'ne yanlış öğretmiş. Muş üniversitesi de canım benim almış gazı durdurak bilmiyor, araştırıyor sözüm ona.


Diptut: Başta Dost TV ye niye çemkirdim? Anlatalım. "Birİnci" diye bir proğram var orada(esasında kanal baştan ayağa bir islam topağı), böyle reklamların arasında geliyor dikiliyor karşınıza 5-6 bile değil 3 yaşında kadar bir çocuk, kız evlat, başı bağlı, kuyanı keyim, peygambey falan diyor, çok ciddiyim, açın izleyin. Hikayeler anlatıyor ve allah peygambey sevgisinden bahsediyoy. Yok bir adam varmış yalan söylemiş şöyle kötülük gelmiş başına falan da zırtdana zurtdana. İşte bu allahı algılamış bir çocuk fazlasıyla. Bir dahaki araştırmada "Allah'ta çocuk algısı"nı araştırmalarını dilerim. Dünyanın dört bir yanında açlıktan sefaletten, salgın hastalıktan ölen çocukların, 5-6 yaşında güneydoğu'da boyacılık yapan şimdiden emekçi, o büyük insanlığın algısı? İşin aslı inandıkları allah varsa, kendini savunacak yüzü yoktur herhalde bütün bu ahval karşısında. Sergiler sayrılar.. Bir sinirliyim bu aralar..

20.01.2010

Enternasyonal Şalala Öldü

10 ocak 2010. Mano Solo ölmüş. Bulut dostumdan aldım haberi. Belki Mano Solo'nun bir konserine giderim diyordum seneye bir başka toprağa kısa süreli yerleşimimde, heyhat. Uzun zamandır aidsle mücadele etmeye çalışıyordu ve kasımda bir konserinde sahnede fenalaşıp hastaneye kaldırıldı. Bu ayda da öldü. Garip ki üzerine harikulade bir şarkı yazdığı bu ayda {janvier}, Ocak'ta öldü. Etrafımızda bizi seven herkesle beraber yalnızız diyordu bu şarkıda. Dünyanın ayaklarının dibine akıp gittiğini söylüyordu. Bulut dostumla beraber sas paul boulinier diye bir yerde bulmuşum "je sais pas trop" albümünü, fişini buldum. Onca kararsızlıktan sonra bulut dostum bit pazarı emmaüs'ün albümünü bense bu albümü aldım, çıktık dükkandan. Eve dönünce hemen dinlemiştik albümü. Pek güzel albüm, pek güzel bu adamın sesi, pek güzel şarkılarının sözleri de müzikleri de. "Je suis venu vous voir" isminde bir şarkı var albümde, bir arkadaşa bakıp çıkmaya gelmiş gibi hissediyor insan herkesin yaşamını. Bizi görmeye geldi, gördü ve gitti enternasyonal şalalamız. Giderayak şarkılarında diyip durdu şunları; "la liberte ou la mort j'aurais eu les deux"{la liberté} "n'aies pas peur, viendra le jour et l'heure, en douceur la vie soufflera ses vraies couleurs." {sens-tu} "le combat continue sans moi. tant que quelqu'un écoutera ma voix je serai vivant dans votre monde à la con."{je suis venu vous voir}

9.01.2010

Gececücmecüc

Hayat işse insan için.
İnsan işçidir emek veren.
Eh Tanrı da işveren.
Peygamberler işgüzar oluyor bu takdirde
Eğleniyorum gecenin bir vaktinde.

{"Ne yazık ki su içmek günah değil diye haykırdı bir italyan, oysa ne güzel olurdu tadı!" Metis 2010 İllallah!}