11.09.2008

Oha Deniz Feneri {Reklamlar}

Ben böyle iğrenç, böyle kötü, böyle utandırıcı reklam görmedim.Yardımlaşmanın, dayanışmanın bu denli bayağılaşmasına da pes artık.. Sabrımızı bir yerinden zorlaması icab eder bu tür durumların.
Hadise ekranda şu karelerle cereyan ediyor;
Bir ekmek sepeti, üzerinde bir yaşlı insan fotoğrafı buruk bakışlı, bu insanın ağzı tam da ekmek sepetinin alt ve üst kapağına denk getirilmiş, bir yardım eli (girsin bir tarafına afedersiniz) o kapağı açıyor ve ekmek koyuyor. Bunla da kalmıyor, bir kumbara, paranın atılma boşluğuna yine bir insan fotoğrafının ağız kısmı denk getirilmiş, bozuk para atıyor bir el kumbaraya.. Başka çeşitleri de mevcut aynı reklamın ama benim kalbim dayanmıyor. Güya bunu reklam diye izleyip yardımlaşma hevesimiz artıyor(bak seeen), böylelikle insanlığımızı hatırlıyoruz(allahallah), ağzına para atıyoruz, ekmek koyuyoruz insanların. Para yutturup susturma, yahut yardım kolileriyle ekmek sokuşturup ağızlara yine milleti susturma, açlıkla imtihan edilen bünyeleri ağza tıkıştırılan lokmalarla terbiye etme.. Ekmek sepetini koydum bir kenara, geldim kumbaraya, insanı kumbara olarak görüyor(ve en mühim ayrıntı, kumbaranın ağzının insan ağzı olması, para yedirmek, bir insanın ağzına para koymak, çirkinliğin böylesi). Yardım edilen insan parayla beslenen, gerektiğinde belki onu kırıp, zorlayıp içinden parayı alacakları bir kumbara.(insanoğlunun kapitalde geldiği son ve en boktan nokta herhalde) Hiçbir kumbara paranın "sahibi" olmaz oysa ki, reklamın mantığı fena ve yanlış zaten baştan. Nereden tutacağımı bilemiyorum, olmuyor anasını satayım.
Bu nasıl bir şey, bu ne yahu? Bu mu dayanışma, çok çirkin bir reklam değil mi bu? Ben mi yanlış algıladım, niye kimse bir tepki vermiyor buna.
Oldu olacak bir çöp kutusu yapsınlar, kapağında insan fotosu, yemek artıklarını atsınlar içine.. Gel de sinirlenme eeh yani. Artık kıyameti hararetle arzuluyorum ahali, gelsin artık, sarı nehir de, hatta hoang ho! Beynini yiyorlar hakikaten insanoğlunun, dünyaya karşı hiçbir onur gurur sahibi olamaz artık insan denen nesne. Eee iyi ki oynamışız Canlı Canlı Maymun Maymun Lokantamızı, zaten lokantanın ezelden beri içindeymişik, alışmışık, safmışık..

2.09.2008

Tahtaköşk

Kim söylemiş Levent'in Süheyla'ya vurulduğunu, Mualla'yla sandallarda aşna fişne vesair.. cık cık cık çok ayıp! Dedikodu ve bıtbıtçılık ruhunuzun en bir derin yerlerine çöreklenmiş sayın mahallemin ahalisi. Bir gönül köşküne yerleşmek varken, çekirdek kabuğundan kırıntıları süpürememek tembelliğiyle duvar saatinizin pilini bitirmenin bir sorusu yahut cevabı, bir anlamı var mıdır?
Siz betondan duvarınızdaki saatinizin akrebine asılı kalakalın. Ben tahtadan duvarıma en güzelinden bir fotoğraf asmak istiyorum, en güzel arkadaştan olsun, en sıcak, bir bardak çay dökülsün gönül köşkümün ahşap zeminine, tahtalar çay koksun içimde. Bir ağacım ya ben -çay döküldükçe büyüyen-, kalbim de ağaçtan..
Gün; bir bardak çay döküldü zemine, hem yandı, hem koktu mis. İnce bellimin kırıklarını süpürürüm gider, amma velakin tahtaya sinmiş çayı yok etmek ne mümkün, hem kim ister?
Bayım, biz, inanın tahmin edemezsiniz, biz, sizi pek bir severiz. Sarılıp, boynunuzun sıcaklığına dayamak boynumu, o sıcaklığa doyamamak, öpmek ve illa ki koklamak isteriz. Hani nasıl desem, şarap olsanız içeriz. Yine bekleriz tahtaköşkümüze, yine, yani her zaman.