22.09.2009

Sirkeci

Saat 17.05 imiş fotoğrafın demesine bakılırsa. Kesinlikle sonbahardı. Bir yerden yahut bir kimseden ayrılmışlığım vardı üstümde başımda. Kahverengi paltomun ceplerindeyse ellerim alel acele yumruk olmuş taş kesilmiş, bir yerden ve bir kimseden ayrılamamışlığımla.

Sirkeci garında buldum kendimi. Yağmur yağıyordu. Sabah nasıl kalkmıştım, nasıl giyinmiştim de yola düşmüştüm, istikamet nereyeydi ilkin, ben hiçbirini doğru düzgün anımsayamıyorum. Anımsadıklarım sade garda başlayan, geçen ve giden vakitte olup bitenler. Yağmurdan ıslanan fotoğraf makinemi kendime bahane ederek gara sığınmıştım. Sirkeci garı kendimi bildim bileli güzel bir bekleme mekanı, kimi zaman güzel bir sığınak olarak bellenmiştir tarafımca. Bekleyişlerin yarıştığı kulvarların önünde ben yek halimle hiçbir şeyi beklemiyor olduğumu arsız bir atıllıkla gösteriyorum etrafıma. Etrafımda kimse yok esasen. Kendimi kandırıyorum. Zati tanıdık birinin her an bir yerlerden çıkma ihtimali ara sıra karnıma kramplar sokmuyor da değil. İstemiyorum tanıdık kimseleri. Gardaki bekleyişimi uzatıyorum. Trenler bana gelmiyordu ki, ben neyi bekliyordum o halde? Bazen domuzluğum tutar, ondandır biliyorum, olduğum yerde sebepsiz kalakalırım, gidemem de gelemem de. Bir trene binip bir başka şehre gidebilirim oysa ki, kurulması kolay hayallere müptela oluyor insan, ne yazık ki bir yere gelmek hep bir başka yerden gitmeyi zorunlu kılıyor, ben atıllığımı seviyorum o an. Hayalime döneyim, bilmediğim bir şehre giden o trende uyuyup kalırım, gözümü açtığımda bambaşka bir manzarayla karşılaşırım, fazla ısıtılmış bir kuşetli vagonda serinlemek için elimi trenin camına dayarım ilkin ve sonra elimi yüzüme koyarım, soluk renkli perdeleri aralar kış kıyamette sevi gibi parlayan güneşi misafir ederim kompartımanıma.

Hayallerimi kaldırıyorum raflarına, ellerimi ovuşturuyorum. Bilmiyorum nedendir eylül dedin mi ben üşümelere başlıyorum.

Gitmeden evvel son bir kare, iki efendi ve bir şemsiye. Aklım takılıyor şimdi bu şemsiyeye. Efendilerden hangisinindi o şemsiye? Hangisi bir diğerini yağmur altında bırakacaktı bir süre sonra. Hava kararana dek kaldım orada, efendiler birbirlerini bırakamadılar. Bense efendileri mi, kendimi mi yahut sade garı mı bilmiyorum, bıraktım gittim, cebimde yumruk olmuş avcum açıldı.
Şimdilerde de vakit yine mis gibi bulanık bir eylül, benim üşümeler başladı, ne yapayım başka, seviyorum sonbaharı..