Balkondaydım, esiyor bu haziran sonu, koyu bir bulut vardı tepede. Keşke yağsaydı, ama yağmıyor, gidiyor bulut. Gece güzel bir lacivert oldu ve erken geldi ya bugün, çok hoş göründü gözüme. Gece de değil sırf, göğün rengi henüz kurumamış boya misali aktı sanki yeryüzüne, koyu maviler ve tonları oldu bir anda her nesne.
Tahta iskemlemi doğrulttum, çektim bir iskemle de karşıma, uzattım bacaklarımı offf nasıl sızım sızım, çok yol yürümüşüm yine. Bir şeyler okur yahut yazarım kafayı toparlayabilirsem, aksi takdirde kafayı dağıtmak için iki duble koyarım. Önümde bir kaç saman kağıt var ama tahta kalemimi bulamıyorum, onca kalemin arasında en sevdiğimi bulamıyorum, yazmayacağım o halde. Sırtım ve boynum ağrıyor kalktığımdan beri, tüm gün de ağrımaya devam etti, geçmedi illet. Kambur duruyorum ben sürekli, ağrının sebebi budur belki, bundan vazgeçmeliyim. Ne yaptım ben dün gece, yine mi çok dans ettik arkadaş, bu kollarım niye ağrıyor benim sence? Yoruldum. Bir süre bırakma elimi, bak. Bak senin elinden benimkilere bir şeyler geçiyor, iki elden fazlası değiyor birbirine. Bir şey, bir değirmi diyor Cemal abi. Öteki C.'nin dediğine de gelelim öyleyse; hava boşlukları olmamalı arada diyor; bastır o zaman ayanı ayama, yüzünü yüzüme koy. Elektrikler kesildi, mühür vurmuşlar sayaca. Haydaaa. Kandil yakarım o halde. Aydınlanmak için para mı vereceğiz? Mektepler ne için ya? Her şey için para veriyoruz.
Şimdi hatırladım, cümbür cemaat kayığı kıyıya çekmeye uğraştık tüm gece. Tahta kayığı. Bir kayığı ötekine yaklaştırıp hem-demlik edecek dostlar bulsaymışız keşke. Sona ulaşmak için hep kürekler, oysa ki son başlangıcın içinde. Tamam sen ben ve aymazlığım olsun bu sadece. İyi, peki, parmaklarımı gözlerine koyacağım. Ağzımı elmacıklarına. Biliyorum ben, sen sanma ki bu burnum benim küçük diye koku almaz. Aklımda bir kaç şişe şarap var, ve şarap kokusu, dönüp duruyor yoğun kırmızısı kayığın içinde. Bak bu sefer söz diyorsun. İyi de biliyorsun sen ben yokum bu işte. Çoktan yok olduk. Seninle de n'olmuyor. Sigara yakıyorum, canımı yakıyor. Parmaklarım çarpık çurpuk ağaç dalları gibi, sonra kupkuru. Yine de hissiz değil, dokunduğum her şeyin tadı uçlarında. Biyolojik olarak da bir parmak uçları bir de dudaklar en yoğun hisli yerlermiş vücutta, bir arkadaşım aydınlatagelmişti beni bu hususta. Hafif kesmiştim parmağımın birini bıçakla. Salatanın hıyarını keserken elim kaymıştı.
Heh evet salata yapıyorum bazı akşamlar, ezgiden bir şarkı söylüyorum marulları keserken. Hatun dediğinin yemek yaparken şarkı söyleyeni, mırıldananı makbulmüş, yemeği dert etmeden keyifle yapıyor demekmiş. Ayrıca her kadının tadı bulaşırmış kendi yaptığı yemeğe. Bizim sülalede laf çok inanır mısın, hoşhane laflar bunlar ama, hatunluğa dair, adamlığa dair, seviye dair. Mutlu olurum o an, sanarım yani, tebessüm en nihayetinde. Çok duyduğum laflar bunlar benim. Sonra domatesleri ince ince kesmeye devam ettim. Gören şaşırır bu kaba ellerden mi çıktı diye bu minicik doğranmış domatesler, o vakit Ali Haydar'ın tombul ve kıllı parmaklarını hatırlar, hatırlatırım.
Elimdeki telefona baktım uzun uzun. Yakınlıklar da ağrıyı şiddetlendirebilirmiş öğrendik, ihtimallermiş insanın tüm heyecanı. Tam söyleyecektim, diyecektim ki, sözcükleri ben sevmedim, ben sevmedim ki hiç böyle dert dökmeler, anlamadın ki hem, anlatamadım ki, vaktim yok, gidiyorum. Hayır, ben tahta bir şeyler arıyorum. Tahta kayık, tahta iskemle, tahta kalem ve saire. Ah evet, tahtaköşküm var benim o bana yeter. Cumbasına asılı bir suret halinde gelen geçeni seyreylemek de pek güzel. Alıştım hem. Kışlıkları kaldırdım. Yazlık bir iki parça eşya, keten pantol, bez ayakkabı, ince göynek. Eh yeter. Geçer böyle yaz günleri. Dur bi bakayım penceremden, o kambur adam geçecek mi yine. Seyredeyim sokağı elimde iki porselen kase, birinde çekirdek birinde kabuğu.
İskemleden çekiyorum bacaklarımı, üşüdüm, böyle kısa pantolla balkonda, geceler serin olabiliyor bazı bazı. İçeri geçeyim. Bulsam iyi olacak şu tahta kalemimi, zira birikti. Alıp dışarıda yazacağım bu sefer hanidir yapmıyorum. Eve dönünce biber dolması yaparım yanına domatesli pilav. Dargın da değiliz ya kimseyle, hadi neyse. Yanına salata da yaparım yine. Yahut değişiklik olsun bu sefer cacık mı yapayım.
Tahta iskemlemi doğrulttum, çektim bir iskemle de karşıma, uzattım bacaklarımı offf nasıl sızım sızım, çok yol yürümüşüm yine. Bir şeyler okur yahut yazarım kafayı toparlayabilirsem, aksi takdirde kafayı dağıtmak için iki duble koyarım. Önümde bir kaç saman kağıt var ama tahta kalemimi bulamıyorum, onca kalemin arasında en sevdiğimi bulamıyorum, yazmayacağım o halde. Sırtım ve boynum ağrıyor kalktığımdan beri, tüm gün de ağrımaya devam etti, geçmedi illet. Kambur duruyorum ben sürekli, ağrının sebebi budur belki, bundan vazgeçmeliyim. Ne yaptım ben dün gece, yine mi çok dans ettik arkadaş, bu kollarım niye ağrıyor benim sence? Yoruldum. Bir süre bırakma elimi, bak. Bak senin elinden benimkilere bir şeyler geçiyor, iki elden fazlası değiyor birbirine. Bir şey, bir değirmi diyor Cemal abi. Öteki C.'nin dediğine de gelelim öyleyse; hava boşlukları olmamalı arada diyor; bastır o zaman ayanı ayama, yüzünü yüzüme koy. Elektrikler kesildi, mühür vurmuşlar sayaca. Haydaaa. Kandil yakarım o halde. Aydınlanmak için para mı vereceğiz? Mektepler ne için ya? Her şey için para veriyoruz.
Şimdi hatırladım, cümbür cemaat kayığı kıyıya çekmeye uğraştık tüm gece. Tahta kayığı. Bir kayığı ötekine yaklaştırıp hem-demlik edecek dostlar bulsaymışız keşke. Sona ulaşmak için hep kürekler, oysa ki son başlangıcın içinde. Tamam sen ben ve aymazlığım olsun bu sadece. İyi, peki, parmaklarımı gözlerine koyacağım. Ağzımı elmacıklarına. Biliyorum ben, sen sanma ki bu burnum benim küçük diye koku almaz. Aklımda bir kaç şişe şarap var, ve şarap kokusu, dönüp duruyor yoğun kırmızısı kayığın içinde. Bak bu sefer söz diyorsun. İyi de biliyorsun sen ben yokum bu işte. Çoktan yok olduk. Seninle de n'olmuyor. Sigara yakıyorum, canımı yakıyor. Parmaklarım çarpık çurpuk ağaç dalları gibi, sonra kupkuru. Yine de hissiz değil, dokunduğum her şeyin tadı uçlarında. Biyolojik olarak da bir parmak uçları bir de dudaklar en yoğun hisli yerlermiş vücutta, bir arkadaşım aydınlatagelmişti beni bu hususta. Hafif kesmiştim parmağımın birini bıçakla. Salatanın hıyarını keserken elim kaymıştı.
Heh evet salata yapıyorum bazı akşamlar, ezgiden bir şarkı söylüyorum marulları keserken. Hatun dediğinin yemek yaparken şarkı söyleyeni, mırıldananı makbulmüş, yemeği dert etmeden keyifle yapıyor demekmiş. Ayrıca her kadının tadı bulaşırmış kendi yaptığı yemeğe. Bizim sülalede laf çok inanır mısın, hoşhane laflar bunlar ama, hatunluğa dair, adamlığa dair, seviye dair. Mutlu olurum o an, sanarım yani, tebessüm en nihayetinde. Çok duyduğum laflar bunlar benim. Sonra domatesleri ince ince kesmeye devam ettim. Gören şaşırır bu kaba ellerden mi çıktı diye bu minicik doğranmış domatesler, o vakit Ali Haydar'ın tombul ve kıllı parmaklarını hatırlar, hatırlatırım.
Elimdeki telefona baktım uzun uzun. Yakınlıklar da ağrıyı şiddetlendirebilirmiş öğrendik, ihtimallermiş insanın tüm heyecanı. Tam söyleyecektim, diyecektim ki, sözcükleri ben sevmedim, ben sevmedim ki hiç böyle dert dökmeler, anlamadın ki hem, anlatamadım ki, vaktim yok, gidiyorum. Hayır, ben tahta bir şeyler arıyorum. Tahta kayık, tahta iskemle, tahta kalem ve saire. Ah evet, tahtaköşküm var benim o bana yeter. Cumbasına asılı bir suret halinde gelen geçeni seyreylemek de pek güzel. Alıştım hem. Kışlıkları kaldırdım. Yazlık bir iki parça eşya, keten pantol, bez ayakkabı, ince göynek. Eh yeter. Geçer böyle yaz günleri. Dur bi bakayım penceremden, o kambur adam geçecek mi yine. Seyredeyim sokağı elimde iki porselen kase, birinde çekirdek birinde kabuğu.
İskemleden çekiyorum bacaklarımı, üşüdüm, böyle kısa pantolla balkonda, geceler serin olabiliyor bazı bazı. İçeri geçeyim. Bulsam iyi olacak şu tahta kalemimi, zira birikti. Alıp dışarıda yazacağım bu sefer hanidir yapmıyorum. Eve dönünce biber dolması yaparım yanına domatesli pilav. Dargın da değiliz ya kimseyle, hadi neyse. Yanına salata da yaparım yine. Yahut değişiklik olsun bu sefer cacık mı yapayım.
1 yorum:
Aylak adam da var bu yazdıklarının içinde. Çaresiz bir o yana bir bu yana gidip duruyor.
Yorum Gönder